Blog

RİSKLER JEO-POLİTİKTE YOĞUNLAŞIYOR

 

ABD Merkez Bankası FED’in faiz artırım sürecinde izlediği son dönem politikalarında, Powell’ın da konuşmasında belirtiği şekilde, bazı değişiklikler oldu. Bu değişikliklerin bozulan piyasaları rayına sokmak için mi yoksa artık yüksek sesle dillendirilmeye başlanan beklenen resesyona önlem olması için mi alındığı önem arz ediyor. Zira son haftalarda ilk başta bizim borsamız da dahil, diğer önemli borsa endeksleri ve endüstriyel emtiada önemli düzelmeler görüldü. Global likiditede bir rahatlama olması piyasalarda fark yaratıyor. Fakat bunun devamının gelmesi için öncelikle ABD ve Çin ekonomileri başta olmak üzere diğer risk faktörlerinin korkulduğu gibi gelişmemesi gerekiyor. Şimdiye kadar fena gitmedi ancak FED belirsizlikten değil yavaşlamadan dolayı faiz indirimlerinde yavaşlatma veya bilanço küçültmeyle ilgili karar almışsa, bunun hisse senedi ve tahvil piyasalarına etkisi pozitif değil negatif olacaktır.

Nedir risk başlıkları?

Almanya’da belirgin hale gelmeye başlayan büyümedeki yavaşlama, AB ekonomisi ve haliyle Türkiye ekonomisini de etkilemeye başlayan bir süreci beraberinde getirecektir.

İtalya’nın bütçe sorunu devam ediyor. Fransa’nın İtalya’daki Büyükelçisini çekmesi Birlik içi anlaşmazlıkları su üzerine çıkarıyor. Brexit sürecinin uzaması ve Sarı Yelekliler hareketinin Fransa’dan diğer bazı Avrupa ülkelerine yayılması AB ekonomisi üzerindeki baskıları artırıyor. Fransa’daki toplumsal hareketlerin bir süre daha devam etmesi diğer ülkelerde yeni huzursuzlukları tetikleyebilir.

Bu arada Brexit muamması devam ediyor. İngiltere’nin AB’den kesin çıkış tarihi olan 29 Mart’a az bir süre kalmışken bir süredir gündemde olan “anlaşmasız çıkış” seçeneği hem ülke hem de Avrupa birliği için önemli riskler içeriyor. Başta ekonomik tahribat olmak üzere siyasi kavgalar hatta parçalanma ve terör gibi olağanüstü sonuçları görebiliriz. İkinci bir referandum seçeneği olmaz ise söz konusu risklerin Avrupa birliği ve dolayısıyla Türkiye’yi de ekonomik olarak etkilemesi olasılık dâhilindedir. Almanya ve Fransa ise imzaladıkları Aachen anlaşması ile birliğe geri dönüş yolunu neredeyse kapatan bir mesaj göndermiş oldular. Brexit sonrası İrlanda ve İskoçya sınır sorunları ise çok çok ciddi riskler içeriyor.

Venezuela’daki son gelişmeler ise başlı başına bir soğuk savaş provasına dönüşmeye başlıyor. Maduro ve rakibi Juan Guaido taraftarı ülkeler eski soğuk savaş günlerine benzer bir bloklaşmayı hatırlatıyor. Ancak burada görülen en önemli fark Türkiye’nin diğer tarafta yer alıyor olması. Bu durumun da Türkiye için farklı riskler taşıdığını son dönemde yaşayarak gördük. Venezuela sorunu giderek büyümeye aday görünüyor. ABD’nin en son sert güç kullanımına kadar gidebilecek kararlılığında, karşı blok ülkelerin tutumları, Petrol ve global tahvil piyasalarında sorun yaratabilecek potansiyel taşıyor.

Ticaret savaşlarının bir sonucu olarak Çin’in kontrolsüz bir şekilde yavaşlamaya başladığını görüyoruz. Bunun sonucunda borsa ve emtia fiyatlarında hatırı sayılır gerilemeler oldu. Ancak son dönemde ABD ve Çin tarafında ilan edilen ateşkes bir miktar toparlanmayı da beraberinde getirdi. ABD global şirketlerini de ciddi bir şekilde etkilemeye başlayan Trump politikaları biraz yavaşlayabilir. Trump, 2020 yılındaki başkanlık seçimleri arifesi her iki tarafı da müzakere masasına döndürecek ve karşılıklı bazı tavizlerle bir uzlaşmaya varılacak. ABD şimdilik almak istediğini aldı. Trump kısa vadede kendi yarattığı sorunu yine kendisi çözerek ve bunu siyasi bir zafer olarak sunabilir. Uzun vadede ABD’nin genel Çin jeo-politikasından vazgeçmeye niyetli olmadığını düşünüyorum. Çin konusu basit tarife değişiklikler ile geçiştirilecek bir konu değil ABD için.

Ortadoğu’da İsrail, Şii Hizbullah’ın son seçimlerde güç kazandığı Lübnan’ı hedef tahtasına oturtmuş durumda. Söz konusu gerilim, Lübnan’ın Akdeniz’deki doğalgaz sahasını işletmek için Rusları bölgeye davetiyle harlandı. Bölgeyi kimseye kaptırmak istemeyen İsrail’in yeni bir işgali söz konusu olabilir.

Diğer yandan İsrail, Yunanistan, Mısır ve Güney Kıbrıs ordularının Girit’teki ortak tatbikata verdikleri mesajlar, Akdeniz’de ortamın oldukça kırılgan olduğunu da gözler önüne seriyor. Bölgedeki petrol ve doğalgaz işbirliklerini askeri güç birliğine taşıyan ülkelerin arkasında güçlü petrol kartelleri olduğunu unutmamak gerekiyor. Hali hazırda bölgede arama çalışmalarını sürdüren ve kıta sahanlığımızda diğer arama gemilerine engel olan Türkiye bölgedeki dışlanan oyuncu durumunda. Menfaatlerimize ters düşecek bir girişimle atılacak kasıtlı bir adım, Rus, Amerikan, İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin de bulunduğu Doğu Akdeniz’i süratle kaosa sürükleyebilir. Bölgedeki gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz.

Suriye’de ABD’nin askerlerini çekme kararıyla ortaya çıkan yeni koşullarda taraflar kendi menfaatleri doğrultusunda durumu yeniden değerlendirip kullanma çabası içine girecekler. ABD’nin bölgeden çekilmesi Türkiye’nin bölgedeki mevcudiyetiyle ilgili İran ve Rusya’nın çıkarlarını tekrar gündeme getirebilir. İran ve Rusya’nın önceliği ABD’nin bölgeden çekilmesi iken bu konunun ortadan kalkması bölgedeki Türkiye varlığını ve etkisini azaltma eğilimi yönünde olabilir. ABD’nin Suriye’den çekilmesi kararını destekleyen Rusya ve İran kanadı Fırat’ın doğusunun Türkiye’nin denetimine girmemesi için çırpınıyor. Ayrıca yine Rusya’nın Türkiye ve İsrail’e Kırım politikalarını tekrar gözden geçirmeleri konusundaki istekleri daha derinlikli düşünmek gerekiyor. Bu gelişmelerden sonra PYD-YPG’nin Esad rejimiyle ortaya çıkan ortaklığının, bu süreç içinde yeniden Türkiye’nin sıkıştırılması için bir hamleye dönüşme ihtimali her zaman gündemdedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün “Menbiç’teki teröristler birkaç hafta içinde buradan çıkartılmazsa bizim bekleme süremiz sona erer” uyarısını yapması Menbiç üzerindeki baskıyı arttırıyor.

Trump her fırsatta Suriye’den çekilme fikrini savunma ihtiyacı duyuyor. Karşısında güçlü bir Ermeni-Kürt ve Yahudi lobisi olduğu aşikar. Zaten 2 hafta önce Türkiye’ye yaptığı tehditkâr tweet ile bu cenaha güçlü bir mesaj vermeye çalışmıştı. Ancak ABD’nin öncelikleri artık değişiyor. ABD bundan sonra büyük güçlere karşı harekete geçmek istiyor. Teröristlerden ziyade Rusya ve Çin’e karşı mücadeleye hazırlanan bir ABD var artık. Eğer ABD Türkiye’nin Rusya ve Çin cephesine kaymasını istemiyorsa ülkemizin bekasına yönelik en büyük jeopolitik tehdit konumundaki PKK/YPG’ye verdiği desteğin yönünü yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Trump yönetimi YPG’nin evsafını değiştirmeden Türkiye ile anlaşamayacak. Bu sürecin şimdilik bize olumlu yansıdığını görüyoruz.

Rusya’da “ABD askerlerinin Suriye’deki varlıkları yasadışı, ne Şam’ın daveti, ne de BM kararı söz konusu” diyen Putin’in, Türkiye’nin Suriye’deki varlığını farklı, meşruiyete dayalı temellendirmesi ve “Türkiye’nin güvenlik kaygılarını anlıyoruz” demesini önemli algılamak gerekiyor.

Önümüzde halihazırdaki hükümetin 2023 seçimlerine kadar tartışmasız çalışmasına engel olabilecek nitelikte bir seçim takvimi duruyor. 31 Martta yapılacak seçimlere daha haftalar var. Ancak bu sürecin iç veya dış baskılarla etkilenme girişimlerine şahit olabiliriz. İstanbul ve Ankara’nın mevcut iktidar tarafından kaybedilmesi beraberinde erken seçim tartışmalarını getirecektir.

Bu şartlar altında, korkulan senaryolar gelişmeye devam ederse Dolar endeksi ve Altına yönelim artabilir. Riskler arttıkça korku endeksi VIX yükselerek borsalar olumsuz etkilenebilir. İçeride dövizdeki talep devam ettiği müddetçe borsa ve faizler olumlu seyretse de döviz düşmeyecek ve canlı kalmaya devam edecektir. Bu yıl içinde 200 Milyar TL’nin üzerinde bireysel varlık Dövize kayarak DTH’lar 1 Trilyon TL’yi geçti. Şirketlerin döviz borçlarında hatırı sayılır bir gerileme de görmüyoruz. Mevduat faizleri yüksek seyrettiği sürece büyük bir yükseliş beklemiyorum. Ancak 6 Martta verilecek PPK kararıyla faizlerin düşürülme beklentisi olacağından döviz üzerinde bir miktar yukarı yönlü baskı olacağını değerlendiriyorum.

Risk, hayatın bir parçası ve gerçeği olduğuna göre onlarla yaşamaya mecbur olduğumuzu ancak boyun eğmek zorunda olmadığımızı bilmemiz gerekiyor.

 

 

 

ELLER TETİKTE (11.01.2019)

 

Geçtiğimiz hafta açıklanan FED tutanaklarından sonra bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin durumunu etkileyebilecek önemli gelişmeler oldu. Tutanaklar açıklandıktan sonra FED politikalarında majör değişiklikler var düşünceleri ağırlık kazanmaya başlıyor. 2013 yılında FED başkanı Bernanke’nin konuşmasında verdiği mesajlarla başlayan gelişmekte olan piyasalardaki para çıkışı Powell’ın bu hafta yaptığı konuşmadaki güvercin tonla tersine dönmüş gözüküyor. Sabırlı olacağından ve izlemede olacaklarından bahsediyor. Bunun öncekilerde olduğu gibi bir bolluk dönemi olmayacağı fakat bir rahatlama dönemi olacağını düşünüyorum. Ancak şunu da unutmamak gerekiyor; gelen verilerle bu ay güvercin olan ton, bir sonraki ay şahine dönebilir. Fakat orta ve uzun vadedeki görünümümde trend dönüş seviyelerinde olabiliriz. ABD makroekonomik verileri şu an kötü değil. Hatta son gelen tarım dışı istihdam sürpriz derecede iyi geldi. Ancak resesyon gibi olumsuz beklentiler ve diğer bazı jeo-stratejik hususlar göz önünde tutulduğunda bu görüşümüz destekleyecek doneler var.

ABD Çin ticaret görüşmeleri sonuçlandı, sonuçlar yakında açıklanacak. Gelen tweet ve açıklamalardan olumlu geçtiği anlaşılan bir süreç yaşanmış görünüyor. Ancak şu an görünen olumlu sahnelerin, asıl amaçların gizlendiği bir tiyatro olduğu ve arka planda yeni gelişmelere gebe planların yapıldığını bilmemiz gerekiyor. Dünyanın en büyük ekonomisi haline gelen Çin’in ABD’nin rahatlıkla durdurabileceği bir armada olmadığı aşikâr. Trump’ın son çırpınışlarla göstermeye çalıştığı çabalar 2020 seçimlerinde ona yeniden başkanlığın yolunu açabilir. Ama Çin’i durdurmaya yetmez.

Bakın bu işin devam edeceği konusundaki tezlerden sadece birini burada örnek olarak vereceğim. Çin’in ham petrol vadeli işlemlerini başlatmasından tam bir hafta sonra, Petro-yuan Brent işlem hacmini geride bırakarak o zamandan bu yana geçen yedi aydan kısa bir süre içinde küresel petrol ticareti içindeki payı yüzde 32’ye ulaştı. Yıllardır ABD dolarını tahtından indirmeyi planlayan Çin, şu anda dünyanın bir numaralı ihracatçısı ve en büyük ham petrol ithalatçısı konumunda. Jeopolitik açıdan bakıldığında ise, Petro-dolar ABD’ye olağanüstü bir ekonomik ve siyasi güç katıyor. Durum böyleyken nasıl bir barış ve uzlaşma ortamından bahsedilebilir? Doların değeri, büyük ölçüde bir petrol ticareti aracı olarak kullanılmasına bağlıdır. Böyle bir gücü elinden alınan ABD dolarının değeri yavaş fakat emin adımlarla düşecektir. Ayrıca Rusya 100 milyar dolarlık rezervini Çin yuanına, Japon yenine ve Euro’ya dönüştürdü. Bu trend yayılarak devam edebilir. Trump’ın çabaları kaçınılmaz gidişatı daha da hızlandırabilir.

Ek olarak bu çabalar ABD ekonomisinde hiç de olumlu karşılık bulmayacak. Resesyon ihtimali ABD tahvillerindeki getiri eğrisinin tersine dönmesi ile fiyatlanmaya başladı bile. Acaba FED başkanının son söylemleri bu fiyatlamaları tersine çevirip yeniden coşkulu borsa yükselişlerini sağlayabilecek mi? Bizce Dow, S&P ve Nasdaq’daki son yükselişlerin bir tepki olma olasılığı çok yüksek. Şimdiye kadar Perakende devi birçok şirketin güçlü tüketici harcamaları ve küçük işletmelerden gelen taleplerle elde ettikleri büyük karlılıklar 2019’da elde edilemeyebilir. Bize göre, Çin ve Avrupa’da başlayan küresel yavaşlama eninde sonunda ABD’yi de saracaktır.

Senaryo böyle iken Altının ve Gelişmekte Olan (EM) Ülke varlıklarının yıldızı parlamaya devam edebilir.

Böyle bir ortamda diğer gelişmekte olan ülke para birimlerinden olumsuz ayrışan Türk Lirası ve türev varlıkların, eğer olumlu sayabileceğimiz gelişmeler olursa, çok sert değer kazanacağını düşünebiliriz. Bu ortamı çok iyi kullanmamız lazım. Ancak aşağıda belirteceğimiz gelişmeler altında yakın vadede TL çok olumlu da olabilir, çok olumsuz da. Muhtemel olumlu gelişmelerin aslında halihazırdaki olumsuz koşulların içinde olduğunu da belirtelim.

Kuzey Suriye’de başlatacağımız terör operasyonu ile ilgili olumlu gittiğini zannettiğimiz hususlarda yapılan açıklamalar aslında işin o kadar da kolay olmayacağını gösteriyor. Ulusal Güvenlik danışmanı John Bolton’un Kürt vatandaşlarımızın tehlike altında olduğu konusundaki iması ve Tayyip Erdoğan’ın Bolton’un görüşme teklifini reddetmesi anlaşma ortamının henüz sağlanamadığını gösteriyor. Önceki yazılarımda da bunun bir pazarlık süreci olduğunu belirmiştim. Aynı süreç devam ediyor. Ankara’da gerçekleştirilen Suriye’nin geleceğine yönelik İbrahim Kalın-Bolton zirvesinden gelen ilk izlenimlerin jeopolitik riskleri artırması TL’nin benzerlerine göre negatif ayrışmasına neden oluyor. Henüz siyasi önemli bir tartışma yok ancak riskler devam ediyor. S-400 almama karşılığında Patriot verelim deniyor. FETÖ’yü paketliyoruz diyorlar, sonuç çıkmıyor. Suriye’den çıkıyoruz diyorlar, YPG ile görüşmeler devam ediyor.

Bütün bu riskler  altında Ordumuz sınırda mevzilerde ve elleri tetikte bekliyor. Son derece kritik olan bu bekleyiş, Türk varlıklarda aşağı ve yukarı yönlü oldukça sert hareketlere gebe demek yanlış olmaz. Eğer ABD’nin sert söylemleri altında harekât başlarsa TL’nin yönünü, sanırım söylememe gerek yok. ABD sert söylemlerden şimdilik kaçıyor. Türkiye Fırat’ın doğusunda ABD ile karşı karşıya gelmek istemezken ABD de bunu istemiyor.

Bu görüşmeler sonuç verirse İsrail’in menfaatleri gereği desteklenen YPG Türkiye’nin sağlam duruşuyla tasfiye edilip yeni bir şekle evrilebilir. Ve Türkiye bölgede kontrolü sağlayabilir. Piyasalar açısından buradan çıkacak en olumlu sonuç bu olur. Fakat ABD burayı, yine İsrail’in menfaatleri gereği Türkiye’ye kolay bırakmaz. Fakat imkânsız da değil. Olayları bu çerçevede değerlendirip sinyalleri iyi izlememiz gerekiyor.

En olumsuz sinyal ABD’nin henüz bölgeden çıkmasını beklemeden bizim sahaya inmemiz olur bana göre. Bu safha başlayana kadar TL’de yukarı yönlü ve kısa süreli hareketler görebiliriz. Eğer ABD askerleri çekilmeden harekât başlarsa, sorun bitene kadar eski zirvelere doğru hareketler görmek mümkün. Peki, tam tersi olur ve anlaşma olduğu izlenimi piyasalarda ağır basarsa ne olur? Bu durumda TL’de 5.00 ve kısa süreli biraz daha düşük seviyelere doğru hareketler olur. Mevcut riskler ve Türkiye 5 yıllık CDS’nin( Kredi Risk Pirimi) 370 civarında fiyatlanıyor oluşu halen olumsuz fiyatlama içinde olduğumuzu gösteriyor. CDS’in 357’nin altına gelmesi olumlu beklentilerin, 384’ün üzerine çıkması ise olumsuz risklerin arttığını gösterir.

Grafikler bize çok şey anlatıyor. Yani çanlar çalıyor. Bizim yapmamız gereken onları duymak.

 

YASAL UYARI;  Burada yer alan bilgi, yorum ve tavsiyeler yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Burada yer alan bilgiler, güvenilir olduğuna inanılan halka açık kaynaklardan elde edilmiş olup bu kaynaklardaki bilgilerin hata ve eksikliğinden ve ticari amaçlı işlemlerde kullanılmasından doğabilecek zararlardan hiçbir şekilde sorumluluk kabul edilmemektedir.

Dövizde neler oluyor? (04.01.2019)

Yılbaşından sonraki ilk iş gününün ardından Döviz kurları ve Borsadaki ani hareketler yeniden nabızların yükselmesine yol açtı.  Cuma günü biraz daha normal bir piyasa koşulu söz konusu olsa da koşulları yeniden gözden geçirmek gerekiyor.

Son fiyat hareketleri için mantıklı ve makul neden arayanlar için konsensüs sağlayacak bir sonuç henüz çıkmasa da çeşitli yorumlar yapılabilir. İlk akla gelen global ölçekteki risklerin sıcak para üzerindeki etkisi olabilir. Ticaret savaşları endişelerinin (her ne kadar ABD ve Çin arasında süreli bir ateşkes olsa da) bazı büyük teknoloji firmalarını vurmaya başlamasıyla güvenli liman arayışları ön plana çıkıyor. Çin’li Huawei’in Apple’ın tahtını ciddi bir şekilde sarstığı konuşuluyor. Apple’ın satışlarını etkileyen bu koşulların daha başka hangi büyük teknoloji firmalarını vuracağı borsalarda sıkı satışlara neden oluyor. Bu aşamada gelişen ülke piyasaları en fazla sıcak para çıkışına maruz kalanlar durumunda. Ve elbette bunların içindeki en kırılgan ülke olan Türkiye de ciddi hasar alıyor. Ana sebep şimdilik bu olabilir. Peki olumlu ayrışmak mümkün olamaz mıydı. Maalesef hayır, önemli bazı tali hususlar var. Bunlara göz atalım.

Enflasyonun olumsuz seyri bir nebze yavaşlasa da faizlerin yukarı seviyelerde kalması sonucu ortaya çıkıyor. Faizlerin gerilemesi de şu aşamada pek mümkün görünmüyor. Faizlerin MB tarafından düşürülme ihtimali de bir stres kaynağı ancak bunun bu aşamada gerçekleşmesini pek mümkün görmüyorum. Bu faiz seviyelerinde hala 10 yıllık tahvillerde pek satış olmaması olumlu. Ancak mevcut seviyeler sürdürülebilir değil. Kim için değil? Elbette şirketler için. Bankalar hala kredi vermekte tereddüt ediyor. Çünkü sorunlu kredilerin büyümesi olasılığı önce onları vuracak. Bu ortamda şirket karlılıkları 2018 seviyelerini mumla aratacak gibi görünüyor.

Ve hala döviz borçlusu şirketlerin talep edeceği/ettiği meblağlar var. Bireysel döviz alıcıları da seçim öncesi beklenti taşımaya başladı. Son fiyat hareketleri stand-by durumunda bekleyenleri de uyandırdı. Ayrıca seçim sonrası senaryolar da artık konuşulmaya başlandı.

Seçimlerden piyasaları kucaklayacak bir sonuç çıkmama olasılığı var. Yerel seçimlerde ittifakın MHP’ye yarayacağı görüşü konuşuluyor. “Bu seçimde MHP oy patlaması yapacak” söylentileri yayılıyor. 24 Haziran seçimlerinde İyi Parti’nin kopuşuna rağmen MHP barajı aşmayı başardı. AK Parti seçmeninin ikinci partisi MHP olduğu değerlendirmesinden hareketle 5-5.5 oranında bir oyun MHP’ye gitmiş olabileceği tahmin ediliyor. Böyle bir sonucun erken seçim söylentilerini şimdiden hareketlendirmesi mümkün.

Ayrıca Suriye’deki gelişmeler de yakından izleniyor. Çekilme kararının ne şekilde uygulanacağı, YPG’ye verilen silahların akıbeti gibi başlıklar stres yaratmaya devam ediyor. Nitekim Ankara’nın S-400 kararı özellikle Kongre cephesinde baş ağrıtmaya devam edecektir. Suriye’de Türkiye’nin yeni rolü ve orijini ne olacak? Bugünlerde Türkiye’de olacak ABD heyetinin konuşacağı konular en başta bunlar olacaktır. ABD attığı her adımı karşılığını görmek şartıyla atıyor. Burada Türkiye, Rusya ve İran konusunda sıkıştırılmaya devam edilecek.

Tüm bu risk ve olumsuzluklar arasında ne gibi bir beklenti olsun ki bizi olumlu ayrıştırsın? Hikayemiz var mı? İşte bu hikaye eksikliği olduğu sürece yukarı yönlü risklerin fiyatlanması mümkün görünüyor. Döviz sepetindeki aşağı yönlü trendin son hareketlerle bozulmuş olması olası. Usd/Try’in 5,45’deki direnci zorlanmaya başladı. Bu seviyenin sağlamlaşması yukarı yönlü risklerin artmaya devam edebileceğini düşündürüyor. Ancak şimdilik önceki türbülans oynaklıklarının yeniden oluşmasını beklemiyorum. 7,5-10 safsataları yeniden konuşulmaya başlandı. Bu asparagaslar şirketlere daha da yanlış pozisyonlar aldırabiliyor. En başta yapmadıkları riskten korunma işlemlerini çok yüksek fiyatlardan ve maliyetlerden yaptırabiliyor.

Yeni bir hikaye, bana göre Suriye’de yapılacak operasyonun başarıyla devamı ve sonuçlanmasıyla ortaya çıkabilir.  Borsanın da bu risklerden kaçması pek mümkün değil. Zira 89500 desteğinin kırılması, önceki analizimizde de belirttiğim gibi risklerin katlandığına işaret ediyor. Bu arada Altın dikkatle takip edilmesi gereken bir enstrüman haline geldi.

Koordinasyon

 

  • Kalkınma Ajansları Destekleri, TÜBİTAK, Ar-Ge Destekleri, KOSGEB Destekleri, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) Hibe destekleri,  İPARD Destekleri konularında Proje Yazımı ve Yönetimi
  • Hibe destekleri için Teklif çağrılarının takibi
  • Proje fikri geliştirme, hazırlanması ve yazımı konusunda teknik destek sağlama,
  • Onaylanan projelerin prosedürlere uygun yönetilmesi, sürdürülebilirliğinin sağlanması,
  • Ön duyuru ve duyurularının hazırlanması, Proje sonuçlarının ara ve nihai değerlendirmesi için gerekli araştırmaların yürütülmesi.

https://ticaret.gov.tr/destekler/ihracat-destekleri

https://www.kosgeb.gov.tr/

https://www.tkdk.gov.tr/

RİSKİNİZİ YÖNETMEYİ ÖĞRETELİM!

Neden Risk Yönetimi?

Risk çağımızın en önemli kavramlarından biri.. Ve bu kavram finansal piyasaların şekillenmesinde başat rollerden birini üstleniyor. Doğru zamanda doğru strateji ile alınan finansal kararlarda riskleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Eğer spekülasyon yapıyorsak mümkün olduğunca az riskle en fazla kazancı sağlamaya çalışıyoruz. Ancak eğer şirket yöneticisi olarak şirket karını maksimize etmeye çalışıyorsak risklerden tamamen kurtularak alacağımız stratejik kararlarda önümüzü daha iyi görmek istiyoruz.

Riskten korunma, kasamızda bulunan veya ileri bir tarihte elimize geçecek bir varlığı şimdiden vadeli piyasalarda satmak, ya da ileride ihtiyacımız olacak bir değeri şimdiden vadeli piyasalarda satın almaktır. İhracat yapan bir şirket ileri tarihte, Vadeli İşlem konsepti marifetiyle,  İhracattan kazanacağı Euroyu satarak, İthalatçı borçlanacağı doları alarak, muhtemel oluşacak fiyat dalgalanmalarına karşı kendini korumalıdır.

Eğitimimizin amacı ; Kur, Emtia, Kredi, Faiz risklerine karşı düşük maliyetlerle nasıl ayakta durulacağını ve bu risklerin şirketlerin aleyhinden çıkıp nasıl birer avantaja dönüştürülebileceğini göstermek ve firmaların ilgili personelini operasyonel anlamda, uygulamalı olarak yetiştirmektir.

Kimler Katılmalı?

  • Şirketlerde kur, emtia, kredi, faiz riskleri ile yüz yüze olan şirket sahipleri ya da Finans yöneticileri
  • İthalat-İhracatla uğraşan tüm Şirket sahipleri  ve ilgili finans yöneticileri
  • Şirketlerin kar marjlarını artırmak isteyen tüm Şirket sahibi ya da ilgili Finans yöneticileri
  • Şirkete ilave kaynaklar sağlama arayışında olan tüm sektörlerdeki Şirket sahipleri ya da ilgili finans yöneticileri
  • Şirketlerinde verimliliği artırmak isteyen şirket sahipleri
  • Firmaların finans departmanlarında çalışan/çalışmak isteyen yöneticiler ve adayları
  • Alım-SAtım (Trade) maksatlı yüksek kaldıraçlı Türev araçlarını kullanmak isteyen Finans sektör çalışanları ve Bireyler

Programın Süresi

Program toplam 10 saat ( 2 gün) sürecektir.

Programın Fiyatı

 KİŞİ BAŞI ….. TL + KDV ‘DİR

PROGRAM İÇERİĞİ