RİSKLER JEO-POLİTİKTE YOĞUNLAŞIYOR

 

ABD Merkez Bankası FED’in faiz artırım sürecinde izlediği son dönem politikalarında, Powell’ın da konuşmasında belirtiği şekilde, bazı değişiklikler oldu. Bu değişikliklerin bozulan piyasaları rayına sokmak için mi yoksa artık yüksek sesle dillendirilmeye başlanan beklenen resesyona önlem olması için mi alındığı önem arz ediyor. Zira son haftalarda ilk başta bizim borsamız da dahil, diğer önemli borsa endeksleri ve endüstriyel emtiada önemli düzelmeler görüldü. Global likiditede bir rahatlama olması piyasalarda fark yaratıyor. Fakat bunun devamının gelmesi için öncelikle ABD ve Çin ekonomileri başta olmak üzere diğer risk faktörlerinin korkulduğu gibi gelişmemesi gerekiyor. Şimdiye kadar fena gitmedi ancak FED belirsizlikten değil yavaşlamadan dolayı faiz indirimlerinde yavaşlatma veya bilanço küçültmeyle ilgili karar almışsa, bunun hisse senedi ve tahvil piyasalarına etkisi pozitif değil negatif olacaktır.

Nedir risk başlıkları?

Almanya’da belirgin hale gelmeye başlayan büyümedeki yavaşlama, AB ekonomisi ve haliyle Türkiye ekonomisini de etkilemeye başlayan bir süreci beraberinde getirecektir.

İtalya’nın bütçe sorunu devam ediyor. Fransa’nın İtalya’daki Büyükelçisini çekmesi Birlik içi anlaşmazlıkları su üzerine çıkarıyor. Brexit sürecinin uzaması ve Sarı Yelekliler hareketinin Fransa’dan diğer bazı Avrupa ülkelerine yayılması AB ekonomisi üzerindeki baskıları artırıyor. Fransa’daki toplumsal hareketlerin bir süre daha devam etmesi diğer ülkelerde yeni huzursuzlukları tetikleyebilir.

Bu arada Brexit muamması devam ediyor. İngiltere’nin AB’den kesin çıkış tarihi olan 29 Mart’a az bir süre kalmışken bir süredir gündemde olan “anlaşmasız çıkış” seçeneği hem ülke hem de Avrupa birliği için önemli riskler içeriyor. Başta ekonomik tahribat olmak üzere siyasi kavgalar hatta parçalanma ve terör gibi olağanüstü sonuçları görebiliriz. İkinci bir referandum seçeneği olmaz ise söz konusu risklerin Avrupa birliği ve dolayısıyla Türkiye’yi de ekonomik olarak etkilemesi olasılık dâhilindedir. Almanya ve Fransa ise imzaladıkları Aachen anlaşması ile birliğe geri dönüş yolunu neredeyse kapatan bir mesaj göndermiş oldular. Brexit sonrası İrlanda ve İskoçya sınır sorunları ise çok çok ciddi riskler içeriyor.

Venezuela’daki son gelişmeler ise başlı başına bir soğuk savaş provasına dönüşmeye başlıyor. Maduro ve rakibi Juan Guaido taraftarı ülkeler eski soğuk savaş günlerine benzer bir bloklaşmayı hatırlatıyor. Ancak burada görülen en önemli fark Türkiye’nin diğer tarafta yer alıyor olması. Bu durumun da Türkiye için farklı riskler taşıdığını son dönemde yaşayarak gördük. Venezuela sorunu giderek büyümeye aday görünüyor. ABD’nin en son sert güç kullanımına kadar gidebilecek kararlılığında, karşı blok ülkelerin tutumları, Petrol ve global tahvil piyasalarında sorun yaratabilecek potansiyel taşıyor.

Ticaret savaşlarının bir sonucu olarak Çin’in kontrolsüz bir şekilde yavaşlamaya başladığını görüyoruz. Bunun sonucunda borsa ve emtia fiyatlarında hatırı sayılır gerilemeler oldu. Ancak son dönemde ABD ve Çin tarafında ilan edilen ateşkes bir miktar toparlanmayı da beraberinde getirdi. ABD global şirketlerini de ciddi bir şekilde etkilemeye başlayan Trump politikaları biraz yavaşlayabilir. Trump, 2020 yılındaki başkanlık seçimleri arifesi her iki tarafı da müzakere masasına döndürecek ve karşılıklı bazı tavizlerle bir uzlaşmaya varılacak. ABD şimdilik almak istediğini aldı. Trump kısa vadede kendi yarattığı sorunu yine kendisi çözerek ve bunu siyasi bir zafer olarak sunabilir. Uzun vadede ABD’nin genel Çin jeo-politikasından vazgeçmeye niyetli olmadığını düşünüyorum. Çin konusu basit tarife değişiklikler ile geçiştirilecek bir konu değil ABD için.

Ortadoğu’da İsrail, Şii Hizbullah’ın son seçimlerde güç kazandığı Lübnan’ı hedef tahtasına oturtmuş durumda. Söz konusu gerilim, Lübnan’ın Akdeniz’deki doğalgaz sahasını işletmek için Rusları bölgeye davetiyle harlandı. Bölgeyi kimseye kaptırmak istemeyen İsrail’in yeni bir işgali söz konusu olabilir.

Diğer yandan İsrail, Yunanistan, Mısır ve Güney Kıbrıs ordularının Girit’teki ortak tatbikata verdikleri mesajlar, Akdeniz’de ortamın oldukça kırılgan olduğunu da gözler önüne seriyor. Bölgedeki petrol ve doğalgaz işbirliklerini askeri güç birliğine taşıyan ülkelerin arkasında güçlü petrol kartelleri olduğunu unutmamak gerekiyor. Hali hazırda bölgede arama çalışmalarını sürdüren ve kıta sahanlığımızda diğer arama gemilerine engel olan Türkiye bölgedeki dışlanan oyuncu durumunda. Menfaatlerimize ters düşecek bir girişimle atılacak kasıtlı bir adım, Rus, Amerikan, İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin de bulunduğu Doğu Akdeniz’i süratle kaosa sürükleyebilir. Bölgedeki gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz.

Suriye’de ABD’nin askerlerini çekme kararıyla ortaya çıkan yeni koşullarda taraflar kendi menfaatleri doğrultusunda durumu yeniden değerlendirip kullanma çabası içine girecekler. ABD’nin bölgeden çekilmesi Türkiye’nin bölgedeki mevcudiyetiyle ilgili İran ve Rusya’nın çıkarlarını tekrar gündeme getirebilir. İran ve Rusya’nın önceliği ABD’nin bölgeden çekilmesi iken bu konunun ortadan kalkması bölgedeki Türkiye varlığını ve etkisini azaltma eğilimi yönünde olabilir. ABD’nin Suriye’den çekilmesi kararını destekleyen Rusya ve İran kanadı Fırat’ın doğusunun Türkiye’nin denetimine girmemesi için çırpınıyor. Ayrıca yine Rusya’nın Türkiye ve İsrail’e Kırım politikalarını tekrar gözden geçirmeleri konusundaki istekleri daha derinlikli düşünmek gerekiyor. Bu gelişmelerden sonra PYD-YPG’nin Esad rejimiyle ortaya çıkan ortaklığının, bu süreç içinde yeniden Türkiye’nin sıkıştırılması için bir hamleye dönüşme ihtimali her zaman gündemdedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün “Menbiç’teki teröristler birkaç hafta içinde buradan çıkartılmazsa bizim bekleme süremiz sona erer” uyarısını yapması Menbiç üzerindeki baskıyı arttırıyor.

Trump her fırsatta Suriye’den çekilme fikrini savunma ihtiyacı duyuyor. Karşısında güçlü bir Ermeni-Kürt ve Yahudi lobisi olduğu aşikar. Zaten 2 hafta önce Türkiye’ye yaptığı tehditkâr tweet ile bu cenaha güçlü bir mesaj vermeye çalışmıştı. Ancak ABD’nin öncelikleri artık değişiyor. ABD bundan sonra büyük güçlere karşı harekete geçmek istiyor. Teröristlerden ziyade Rusya ve Çin’e karşı mücadeleye hazırlanan bir ABD var artık. Eğer ABD Türkiye’nin Rusya ve Çin cephesine kaymasını istemiyorsa ülkemizin bekasına yönelik en büyük jeopolitik tehdit konumundaki PKK/YPG’ye verdiği desteğin yönünü yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Trump yönetimi YPG’nin evsafını değiştirmeden Türkiye ile anlaşamayacak. Bu sürecin şimdilik bize olumlu yansıdığını görüyoruz.

Rusya’da “ABD askerlerinin Suriye’deki varlıkları yasadışı, ne Şam’ın daveti, ne de BM kararı söz konusu” diyen Putin’in, Türkiye’nin Suriye’deki varlığını farklı, meşruiyete dayalı temellendirmesi ve “Türkiye’nin güvenlik kaygılarını anlıyoruz” demesini önemli algılamak gerekiyor.

Önümüzde halihazırdaki hükümetin 2023 seçimlerine kadar tartışmasız çalışmasına engel olabilecek nitelikte bir seçim takvimi duruyor. 31 Martta yapılacak seçimlere daha haftalar var. Ancak bu sürecin iç veya dış baskılarla etkilenme girişimlerine şahit olabiliriz. İstanbul ve Ankara’nın mevcut iktidar tarafından kaybedilmesi beraberinde erken seçim tartışmalarını getirecektir.

Bu şartlar altında, korkulan senaryolar gelişmeye devam ederse Dolar endeksi ve Altına yönelim artabilir. Riskler arttıkça korku endeksi VIX yükselerek borsalar olumsuz etkilenebilir. İçeride dövizdeki talep devam ettiği müddetçe borsa ve faizler olumlu seyretse de döviz düşmeyecek ve canlı kalmaya devam edecektir. Bu yıl içinde 200 Milyar TL’nin üzerinde bireysel varlık Dövize kayarak DTH’lar 1 Trilyon TL’yi geçti. Şirketlerin döviz borçlarında hatırı sayılır bir gerileme de görmüyoruz. Mevduat faizleri yüksek seyrettiği sürece büyük bir yükseliş beklemiyorum. Ancak 6 Martta verilecek PPK kararıyla faizlerin düşürülme beklentisi olacağından döviz üzerinde bir miktar yukarı yönlü baskı olacağını değerlendiriyorum.

Risk, hayatın bir parçası ve gerçeği olduğuna göre onlarla yaşamaya mecbur olduğumuzu ancak boyun eğmek zorunda olmadığımızı bilmemiz gerekiyor.