NEDEN RİSK YÖNETİMİ?

.

Neden Risk Yönetimi?

Risk çağımızın en önemli kavramlarından biri. Ve bu kavram finansal piyasaların şekillenmesinde başat rollerden birini üstleniyor. Bilhassa bu dönemde doğru zamanda doğru strateji ile alınan finansal kararlarda riskleri ortadan kaldırmak daha fazla önem arz ediyor. Eğer şirket yöneticisi olarak şirket karını optimal hale getirmeye çalışıyorsak risklerden tamamen kurtularak alacağımız stratejik kararlarda önümüzü daha iyi görmemiz gerekiyor.

Riskten korunma, kasamızda bulunan veya ileri bir tarihte elimize geçecek bir varlığı şimdiden vadeli piyasalarda satmak, ya da ileride ihtiyacımız olacak bir değeri şimdiden vadeli piyasalarda satın almak olarak tanımlanabilir.Türkiye’deki finansal koşulların yarattığı ortamı da göz önünde bulundurarak, neden “Risk Yönetimi Yapmamız Gerekiyor?” sorusuna gerçekçi bir yanıt bulabilmek için öncelikle ortada var olan riskin ne olduğunu anlamak ve bu riskten nasıl korunmak gerektiğinin tespit edilmesi gerekiyor. Bugün sadece ülkemizde değil, her ülke ve ekonomide faaliyet gösteren firmaların büyük bir çoğunluğu yaptıkları iş ve performans gösterdikleri sektör itibariyle şöyle ya da böyle bir döviz riski taşıyor.  İthalat veya ihracat yapan bütün şirketler bu riskle yüz yüze kalmak zorunda oluyor.

 

Örneğin, ithalat yapıp ithal ettiği ürünleri yurt içinde satan bir şirket, ithalat bağlantısını yaptığı tarihte öngördüğü maliyetleri ve elde etmeyi beklediği kâr marjını hesaplayarak yurt içi satış fiyatını TL olarak belirleyip bu satış bağlantılarını gerçekleştirebilir.  Bunu yaparken, ürünü ithal ettiği ülkedeki şirkete belirli bir vadede ödeme yapmak üzere dövizle borçlanır.  Bu bağlantılar gerçekleştiği anda, göz ardı edilemeyecek bir döviz riski ortaya çıkıyor.

İthalat yapan yerel şirket, ürünü ithal ettiği firmaya borcunu ödeme vadesi gelene dek satışlarını tespit ettiği TL değeri üzerinden yaparak nakit akımı sağlıyor ama borcun ödenme tarihindeki döviz kuru belirlenene dek bu nakit akımının bir kâr üretip üretmeyeceğini bilemiyor.  İthalat ve satış bağlantılarının yapıldığı tarihteki döviz kuru üzerinden hesaplanan kâr marjı ve satış fiyatları, borcun ödenme tarihinde döviz kurunun öngörülenden daha fazla yükselme durumunda erime veya yok olma riski altında kalıyor.  İşte burada artan döviz kurları, bu marjların tamamını eriterek şirketin zarar etmesine neden olabilir.

Aynı riskler ihracat yapan şirketler için de söz konusu.  Bu şirketler, ihracattan elde ettikleri dövizleri yurda getirip yerel paraya dönüştürdüklerinde zarar riski alıyorlar.  Aynı ithalatçılar gibi, ihracat bağlantısının yapıldığı andaki kurlar üzerinden hesaplanan satış fiyatları o tarihte belki mantıklı düzeyde bir kâr marjı sağlıyorlar ama döviz yurda geldiğinde bu kurların düşük kalma olasılığı bu kâr marjlarını yok edebiliyor.

Özellikle ülkemizin yüksek enflasyon oranlarıyla mücadele ettiği yıllarda ülke ihracatının çok büyük bir bölümünü gerçekleştiren sektördeki birçok firmanın fiyatlama yaparken sadece döviz kurunda beklenmekte olan yükselişi hesap ettikleri bilinen bir gerçektir.  Başka bir ifadeyle, o yıllarda birçok firma ancak ve ancak döviz kurunda o beklenen artışın gerçekleşmesi halinde fiyat tutturabilmekte ve kâr edebilmekteydi. Artık yukarıda belirtilen ithalatçı ve ihracatçı şirketlerin koşullarıyla verilen örneklerdeki döviz kuru riski, bugünün gelişmiş finans piyasalarında Vadeli İşlem konsepti marifetiyle çeşitli enstrümanlarla hedge edilebiliyor.

Buradaki “hedge etme” tabiri aslında tam Türkçe karşılığı olmasa da bir nevi sigorta aracı kullanılarak ters fiyat (kur) oynamalarına karşı korunma işlevini tanımlıyor.  Bu şirketler ihracat veya ithalat bağlantılarını gerçekleştirdikleri tarihte kendilerine bir döviz riski yarattıklarından aynı tarihte bankalarla Forward ve Vadeli İşlem Piyasalarında(Vadeli kontrat ve  Opsiyonlarla) (VİP) bu risklere karşı korunabilirler.

Örneğin, döviz kurunun yükselmesinden dolayı zarar etme riski taşıyan bir ithalatçı firma, ithalat bağlantısını yaptığı tarihte, VİP’da dolar borcunun miktar ve vadesine tekabül eden dolar sözleşmesi satın alarak bu riski bertaraf edebilir. Çünkü doların yükselmesi halinde gerçekleşecek zararı VİP’da daha yüksek kurdan satarak ettiği kâr örtebiliyor.

Aynı şekilde, döviz kurunun düşmesinden dolayı zarar etme riski taşıyan bir ihracatçı firma, ihracat bağlantısını yaptığı tarihte, VİP’da dolar borcunun miktar ve vadesine tekabül eden dolar sözleşmesi satarak bu riski bertaraf edebiliyor. Bu durumda da doların düşmesi halinde gerçekleşecek zararı VİP’da daha düşük kurdan geri alarak ettiği kâr örtebiliyor.  Bu şekilde Bankalarla forward işlem yapılarak ya da benim tercihim olan Opsiyon sözleşmeleri ile benzer korunmayı sağlamak mümkün. Bu işlemlerin finansman ve işlem maliyetleri, arabamızı kasko yaptığımız zamanki ödediğimiz orandan çok da fazla değil.

Ne var ki, birçok şirket bu korunmanın sağladığı rahatlığa rağmen herhangi bir önlem almaya yanaşmıyor.  Bunun arkasında elbette birçok şirketin bu gibi olanakların varlığından dahi haberdar olmaması yatıyor. Buna ilaveten kurumsal kültürün şirketlerimizin çoğunda yerleşmemiş olması ve maliyetlerden kaçınma dürtüsü de ağır basabiliyor. Hedging yapıp yapmama kararının arkasında yatan en büyük sorun belirsizliğin yarattığı risk ile fırsat getirisi arasındaki dengeyi sağlamaktır.  Eğer hedging işlemi yapılmaz ve korkulan başa gelirse zarar ve hatta iflasa giden bir patikaya girilmiş olunuyor.

Öte yandan, hedging işlemi yapıldığında ve beklendiği şekilde ters bir kur hareketi olmadığında hedging maliyetleri göze batıyor ve kurun ters yöndeki değişiminden dolayı elde edilecek kârdan da faydalanmak mümkün olmuyor. Yani fırsat getirisinden faydalanmak mümkün olmayabiliyor.

İşte bugün birçok şirket, olası fırsat getirilerinden yoksun kalmamak için belirsizlik riskine karşı korunmamayı tercih ediyor.  Bu elbette finansal bir risk yönetimi kararıdır ve uzmanların öngörülerine saygı duymak gerekir. Ancak bir fabrikanın yangın için yapılan sigortası nasıl şirket bilançolarında maliyet olarak görünüyorsa, hedging maliyetlerini de aynı ahvalde görmek önem arz ediyor. Bu safhada Şirket finansal yöneticilerinin Piyasalar hakkındaki öngörü ve strateji kabiliyetleri çok önemlidir.

Günümüzde Risk Yönetimi şirketlerin sağlıklı yaşayabilmesi için artık yaşamsal bir işlevdir.  Kurumsal kültürü ve verimliliği artırmak için risklerimizi sigortalamamız gerekiyor. Otomobilimizi KASKO Yaptırmak Gibi…

Eyüp POLAT

Finansal Piyasalar ve Risk Yönetimi Uzmanı                          www.futuresrisk.net