Aktif-Pasif Yönetimi

FİRMALARDA AKTİF-PASİF YÖNETİMİ

 

GİRİŞ

 

Aktif yönetimi; çeşitli kaynaklardan elde edilen fonların, yatırım alternatifleri arasında en yüksek verimi elde edebilecek şekilde dağıtılmasına denilmektedir. Fonlar dağıtılırken yatırım alternatifleri ve bu yatırım alternatiflerinin risk dereceleri ile bunların getiri miktarları dikkate alınmaktadır. Söz konusu riskler; ekonomik dalgalanmalar, borçların ödenmesi, döviz kurlarındaki parite hareketleri, faiz oranlarındaki değişimler ve likidite yetersizliğinden oluşmaktadır. Firmalar aktif yönetiminde karşılaşabilecekleri riskleri çok iyi analiz ederek aktif dağılımını buna göre yapmalıdır.

 

Pasif yönetimi ise kısaca; firmanın sahip olduğu fon kaynakları ile en uygun kaynak kompozisyonu yaratılması işlemidir. Fon kaynakları ise banka kredileri yanı sıra diğer mali kuruluşlardan sağlanan krediler, satıcı kredileri, ortak tevdiatları, diğer kısa vadeli yabancı kaynaklar, orta ve uzun vadeli yabancı kaynaklar ile öz sermaye olarak sıralanabilmektedir. Pasif yönetimi yapıldığında likidite ihtiyacının belirlenmesi önem arz etmektedir.

 

Bilançolarda varlıklar ve kaynaklar hiçbir zaman birbirinden ayrı düşünülmemeli ve kendi aralarında belli bir uyum olmalıdır. Aktif-pasif yönetimi kısaca karı maksimize etmek amacıyla likidite emniyetini de düşünmek kaydıyla temel mali tablolardan biri olan bilançonun her iki tarafının da düzenlenmesi ve değiştirilmesi olarak değerlendirilebilir. Varlıkların emniyeti öz sermayenin yeterli ve aktiflerin kaliteli olması ile sağlanmaktadır. Başka bir deyişle Aktif-Pasif yönetimi, likidite riskini optimum seviyelerde tutarak gerekli sermayeyi de bulundurmak şartıyla kar maksimizasyonu sağlamaya çalışmaktır. Kısaca aktif-pasif yönetiminde getiri ve maliyetler ile vadeler arasında dengeli bir ilişki kurulmalıdır.

REEL SEKTÖR VE RİSK YÖNETİMİ

 

Sosyal devlet ilkesi soyutlanırsa bütün (kamu ya da özel) firmaların temel amacı kar maksimizasyonunu sağlamaktır. Ancak genellikle yüksek karlar yüksek riskler göze alınarak elde edilmektedir. Dolayısıyla firmayı başarılı bir şekilde yönetmek için karı maksimize etmeye çalışırken bunun yanında riskleri de kontrol altında tutmaya çalışmak önem arz etmektedir. Risk, hedeflenen getiri ile gerçekleşen getiri arasındaki farkın negatif olma olasılığıdır. Firmaların kaynakları likit olabilmektedir ancak varlık kalemleri genellikle likit olmayıp kolayca paraya çevrilemeyecek tiptedir. Firmalar; girmiş oldukları ticari ilişkiler paralelinde borçlu olunan işletmeler tarafından uygun olmayan zamanda ödeme talebi ile karşı karşıya kalabilirler. Bu durumda bunu yüksek maliyetler ile gerçekleştirme veya gerçekleştirememe riskine likidite riski denir. Firmaların vadeli satışlarından kaynaklanan alacakların tahsil edilememe riski bulunmaktadır. Firmanın varlıkları piyasa faiz oranları ve döviz kurlarındaki değişmelerden de etkilenmektedir. Söz konusu bu risklere faiz riski ve kur riski denilmektedir. Bunun yanı sıra aktif  ve pasif arasında vade uyumu da sağlanmalıdır. Kısa vadeli yabancı kaynaklar ile cari aktifler finanse edilirken orta ve uzun vadeli yabancı kaynakların yanısıra özkaynaklar ile duran değerler finanse edilmelidir.

 

REEL SEKTÖR VE AKTİF PASİF YÖNETİMİ

 

Ülkemizde gereken önem verilmeyen aktif-pasif yönetimine bankalar riayet etmeye başlamış olup yavaş yavaş reel sektörde getiri ve risk uygunluğu sağlamak için aktif-pasif yönetimine önem vermeye başlamıştır. Aktif-pasif yönetimi firmaların risk ve likidite ilkeleri çerçevesinde bilançonun her iki tarafının da karı maksimize edecek şekilde düzenlenmesi ve değiştirilmesidir. Aktif-pasif yönetimi ile firmaların riskleri azaltılmakta olup aynı zamanda kar maksimizasyonu da sağlanmaktadır.  Profesyonel  yönetimler açısından kar unsuru öne çıkmaktadır. Diğer yandan kar ortaklar açısından çok önemli olup yöneticilerin performansının değerlendirilmesinde öne çıkmaktadır. Firmalar her yıl faaliyet dönemi başında planlama yaparak aktiflere ne oranda yatırım yapılacağı, gerekli fonların hangi kaynaklardan karşılanacağı, hedeflenen piyasa payı, hedeflenen kar tutarı gibi bir takım amaçlar belirlenmesi gerekmektedir. Ülkemizde uzun yıllar boyunca aktif-pasif yönetimi denildiğinde rasyo analizi anlaşılmıştır. Ancak rasyolar ile firmalar hakkında yapılan değerlendirmelerinde göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Aktif-pasif yönetimi ile firmaların bilançolarının her iki tarafının da aynı önemlilik düzeyinde ele alınarak stratejinin belirlenmesi çok önemlidir. Bunun için öncelikli olarak firma amaçlarının ortaya konulması yanında bu amaçlara ulaşmak için mevcut durumun değerlendirilmesi ve amaçların gerçekleştirilmesi için planlama yapılması gerekmektedir. Bunun için bilançonun analizi yapılarak uygun pozisyon alınması öne  çıkmaktadır. Rasyo analizi ile firmanın mevcut durumu belirlenerek analitik düşünme yeteneğine sahip olunmakta ve buna göre işletmenin geleceği ile ilgili önlemler alınabilmektedir.

 

AKTİF YÖNETİMİ

 

Aktif yönetiminde en ileri aşama menkul kıymet portföylerinin yönetimi yanısıra  bankacılıkta kredi yönetimidir. Aktif yönetiminde fonların yatırım alternatifleri arasında dağılımı öne çıkmaktadır. Firmalarda aktif yönetiminde; fonlar, hazır değerler, menkul kıymetler, ticari alacaklar, diğer alacaklar, stoklar, diğer dönen varlıklar ile duran değerler arasında dağıtılmaktadır. Fonların optimum bir şekilde dağıtımında kabul edilen risk seviyesi için maksimum getiriyi sağlayacak varlıklara yatırım yapılmalıdır. Alacak devir hızı ve stok devir hızı mümkün olduğu kadar yüksek olmalıdır ki cari aktiflerin likiditasyonu yüksek olabilsin. Firmalar varlıklarının bir kısmını krizlerden ve ekonomik dalgalanmalardan minimum etkilenecek şekilde likit ve likite yakın tutmaları en uygun olanıdır. Bunun yanısıra fonları ise öz sermaye, orta ve uzun vadeli fonlar ve kısa vadeli fonlar şeklinde büyükten küçüğe doğru sıralanmalıdır. Firmaya kredi verenler ile firma ortaklarının çıkarları çatışmaktadır. Firmaya kredi verenler yüksek faiz ya da kar payı elde etmeye çalışırken firma ortakları ise düşük faiz ya da kar payı ödemeyi hedeflemektedir. Bu durum gerekli maliyet ile kar arasındaki çatışmayı göstermektedir. Söz konusu yönetimde aktif kalitesi öne çıkmakta olup firmanın varlık yapısının donuk aktiflerden arındırılması ve varlıkların kaliteli olması öne çıkmaktadır.

 

PASİF YÖNETİMİ

 

Firma için fon sağlamak ve uygun fon bileşimini gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar pasif yönetimini içermektedir. Kaynaklar bilançonun pasif tarafında yer alır ve kısa vadeli yabancı kaynaklar, orta ve uzun  vadeli yabancı kaynaklar ile öz sermayeden oluşmaktadır. Pasif yönetiminde önemli olan uzun vadeli ve düşük maliyetli kaynak bulabilmektir. Bu durumda öz kaynak önem arz ederken büyükten küçüğe doğru sıralama yaparsak öz kaynaklar, orta ve uzun vadeli yabancı kaynaklar ve kısa vadeli yabancı kaynaklar şeklinde sıralama en uygunu olacaktır. Vadelerde bu sıralamaya riayet edilmesi yanısıra bunun yanında kur riskine karşı da önlem alınmalıdır. Ülkemizde halihazırda dalgalı kur sistemi uygulanması nedeniyle kaynak temin ederken kur riski mümkün olduğu kadar minimize edilmelidir. Yani aktif pasif yönetiminde dövizli mevcut ve alacaklar ile dövizli borçlar ve dövizli taahhütlerin arasında uyum olmalıdır. Dövizli mevcut ve alacaklar ile dövizli borçlar ve taahhütlerin arasındaki fark aktif aleyhine olması durumunda bu duruma açık pozisyon denilmektedir. Dövizli mevcut ve alacaklar ile dövizli borçlar ve taahhütlerin arasındaki fark aktif lehine olması durumunda bu duruma fazla pozisyon denilmektedir. Ülkemizde kurlar oynak olması nedeniyle firmaların açık pozisyonda bulunması firma açısından tehlike arz etmektedir. Bu nedenle söz konusu açık pozisyon durumu firma için tehlike arz etmekte olup öz kaynakları olumsuz etkilemektedir. Vade riski ile ilgili olarak ise ortalama tediye süreleri; ortalama tahsil süresi ve stok devir süresinden daha uzun olmalıdırki likidite sıkıntısı ile karşı karşıya kalınmasın. Söz konusu bu duruma nakit döngüsü denilmektedir. Yani nakit döngüsü negatif olması arzulanan bir durumdur.

 

AKTİF-PASİF YÖNETİMİNDE ÜLKEMİZDEKİ DURUM

 

Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerine açık pozisyonla giren bankacılık sektörü söz konusu durumdan olumsuz etkilenmiş olup yüksek kur riski dolayısıyla sektör küçülmüştür. Krizden sonra bankalar aktif-pasif yönetimini öne çıkarırken reel sektörün buna hala önem vermediği görülmektedir. Ülkemizde 2003 yılında İMKB şirketleri yılın ilk çeyreğinde 6 Milyar USD tutarında açık pozisyon riski taşırken bu rakamın yıl sonuna doğru daha da artacağı düşünülmektedir. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda işlem gören 214 şirketin yılın ilk çeyreği itibariyle döviz açık pozisyonu taşıdığı düşünüldüğünde döviz kurları Türk Lirası lehine değişirken firmalar olumlu etkilenmekte ancak döviz kurları Türk Lirası aleyhine dönmesi halinde firmalar bundan olumsuz etkilenecektir. Reel sektör firmalarının mevcut yaşanan deneyimlere rağmen hala riskli hareket etmeye devam ettiği aktif-pasif yönetimini yeterince uygulamadığı görülmektedir.

 

SONUÇ VE ÖNERİLER

 

Son yıllarda yaşanan krizler ve gelişmeler neticesinde reel sektörün aktif-pasif yönetimine önem vermediğini görmekteyiz. Firmalar kur riskini üzerine almakta ve genelde krizlere açık pozisyonda yakalanmakta olup öz kaynaklar bundan olumsuz olarak etkilenmektedir. Firmaların kar edebilmeleri için tabi ki bir miktar risk almalarının gerekli olması paralelinde bu bağlamda aktif-pasif yönetimi mutlaka yapılması gerekmektedir. Bu nedenle firma öncelikle hedeflerini ortaya koymalı ve mevcut durumunu da inceleyerek belli bir risk dahilinde bu hedeflere ulaşmak için gereken politikaları izlemesi ve söz konusu risk dahilinde kar maksimizasyonuna ulaşması gerekmektedir. Aktif-pasif yönetimi ile muhtelif senaryolar üretilebilir, faizlerin yükselmesi veya düşmesi, kurların yükselmesi veya düşmesi durumlarında ne kadar kar elde edilebileceği gibi alternatif çalışmalar yapılarak firmanın projeksiyon yapması sağlanmalıdır. Aktif-pasif yönetiminin firma açısından ne kadar önemli olduğu yukarıda detaylı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak; aktif-pasif yönetiminin gereklerine uyularak, varlıklar ve kaynaklar arasında optimum bir denge sağlanması koşuluyla aktif-pasif yönetimi uygulamaları ile riskler minimize edilerek ticari faaliyetler istikrarlı bir şekilde sürdürülebilecektir.

 

 

                                                                                                                                                             Türkay TAN

 

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

  • Mali Tahlil ve İstihbarat: Emlak Bankası Yayınları, İstanbul, 1998.

 

  • AKGÜÇ, Öztin: Mali Tablolar Analizi, İstanbul,1996.